Kardeşlik Ağacı

  • 04 Aralık 2025 - Filistin/Gazze Hikayeleri - 0 Görüntülenme

Kardeşlik Ağacı


Anadolu’nun küçük bir kasabasında yaşayan Elif, sabahları okul yolunda güvercinleri izleyerek barışı düşlerdi. Onun için her kuş, umut ve dostluk simgesiydi. Babası Kemal Bey, kasabada gönüllü olarak yaralı insanlara yardım ederdi. Annesi Zehra Hanım ise kasabanın ilkokulunda öğretmendi. Evleri, sıcak sohbetlerin ve küçük mutlulukların olduğu bir yuva gibiydi.

Bir sabah sınıfa yeni bir çocuk geldi: Yusuf. Sessiz, içine kapanık, gözlerinde yaşın ağırlığını taşıyan bir çocuktu. Öğretmen, Yusuf’un Filistin’den geldiğini, ailesinin savaş yüzünden Türkiye’ye sığındığını anlattı. Sınıf arkadaşları hem meraklı hem de biraz çekingen baktılar. Teneffüste Elif yanına gidip, “İstersen benimle oturabilirsin,” dedi. Yusuf başını hafifçe salladı. İlk gülümsemesiyle Elif’in yüreği ısındı.

Elif ve Yusuf kısa sürede ayrılmaz oldular. Elif ona kasabayı, okul bahçesindeki gizli köşeleri gösterdi. Yusuf da Filistin’deki evini, avludaki zeytin ağaçlarını ve kız kardeşi Lina ile birlikte uçurdukları uçurtmaları anlattı. Bir gün Yusuf, Elif’in elini tutup, “Keşke bir daha o ağaçların altında oturabilsek,” dedi. Elif gözlerini nemlendirdi ve arkadaşına küçük bir sürpriz hazırlamaya karar verdi.

Annesiyle birlikte bir zeytin fidanı aldılar ve okul bahçesinde uygun bir yere diktiler. Elif, Yusuf’u fidanın yanına götürdü: “Bu senin için. Belki memleketindeki ağaç değil ama burada da yeni bir başlangıç olur.” Yusuf’un gözleri doldu ve ilk defa içten bir şekilde gülümsedi.

Zamanla sınıfa başka çocuklar da katıldı. Meryem adında neşeli bir kız, Yusuf’a en yakın arkadaş oldu. Emir ise sporda yetenekli ama anlayışlı bir çocuktu; savaşın çocuklarda bıraktığı izleri fark eden ilk arkadaşlarından biri oldu. Sınıf, birlikte dayanışma içinde bir ortam kurdu. Eski oyuncaklar, kitaplar ve kıyafetler, savaş yüzünden yurtlarını terk eden çocuklar için “Kardeşlik Kutusu” adıyla toplandı. Elif ve Yusuf, her bağışı titizlikle kontrol ediyor, sınıftaki diğer çocuklarla birlikte yardım paketleri hazırlıyordu.

O günlerde Kemal Bey, Türkiye’den Filistin’e giden bir sağlık ekibine katıldı. Yaralı çocuklara ve ailelerine yardım edecekti. Aile başlangıçta endişelendi ama onun gidişi, başka insanların hayatına dokunacağını bildikleri için gururluydular. Elif, babasına sarılırken gözleri doldu: “Babacığım, dönüp döndüğünü bilmek bile bana güç veriyor.” Kemal Bey, “Sen burada dostluğun ve umudun filizlenmesini sağlıyorsun,” dedi.

Aylar geçti, zeytin fidanı büyüdü, dalları uzadı. Her sabah Elif ve Yusuf fidanın yanına gelir, ona su verir ve dallarını okşardı. Fidan, savaşın ve göçün bıraktığı izleri iyileştiren bir sembol hâline gelmişti. Yusuf’un kardeşi Lina da okula başladı. Küçük ama meraklı bir çocuktu; fidanın etrafında koşturmayı çok seviyordu. Elif ve Yusuf, Lina’ya oyunlar öğretiyor, birlikte gülüp eğleniyorlardı.

Bir gün Kemal Bey, görevden dönüp aileyle buluştu. Fidanın yanında çocukları görünce gözleri doldu. “Ben orada yaraları sardım, ama siz burada kalpleri onarmışsınız,” dedi. Elif gülümseyerek, “Biz sadece arkadaş olduk,” dedi. Kemal Bey başını salladı: “Bazen barış, işte böyle başlar.” Okulda herkes zeytin fidanına “Kardeşlik Ağacı” demeye başladı. Fidanın dalları göğe uzanırken, çocukların dostluğu da zamanla büyüyordu. Savaşın gölgesi geçmişte kalmış, yerine umut ve kardeşlik filizlenmişti.

Yusuf’un Geçmişi

Yusuf, Filistin’deki son günlerini hâlâ hatırlıyordu. Evlerinin önündeki zeytin ağaçlarının gölgesinde Lina ile oynadığı zamanları, sokaklarda arkadaşlarıyla koşturduğu günleri unutamıyordu. Savaş başladığında evleri bombalanmış, ailesiyle birlikte gizlice sınırı geçip Türkiye’ye gelmişlerdi. Her gece, eski evinin penceresini ve bahçesindeki ağaçları düşündüğünde içi burkuluyordu.

Türkiye’ye geldiklerinde her şey yabancıydı; dil, kültür, yemekler… Ama Elif’in arkadaşlığı, Yusuf’un dünyasına bir ışık getirmişti. Onun sayesinde kasabada yeni arkadaşlar edinmiş, kendini güvende hissetmişti. Lina da her gün Elif’in yanında oyunlar oynayarak gülmeyi öğrenmişti.

Yeni Arkadaşlar ve Dayanışma

Sınıfta Yusuf ve Elif’in dışında farklı karakterler de vardı. Meryem, neşeli ve cesur bir kızdı; savaşın çocukları üzerindeki etkilerini görmüş, elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyordu. Emir, spor konusunda yetenekliydi ama en çok arkadaşlarına yardım etme çabasıyla tanınıyordu. Onlar, sınıfta küçük bir dayanışma ağı kurmuştu. Birlikte “Kardeşlik Kutusu” hazırlıyor, savaş nedeniyle yurtlarını terk etmek zorunda kalan çocuklar için yardım sağlıyorlardı.

Elif ve Yusuf, yardım paketlerini hazırlerken diğer çocuklara şunları anlatıyordu: “Küçük bir hediye bile bir çocuğun kalbini ısıtır.” Bu sözler sınıfta yankılanıyor, çocuklar empatiyi öğreniyordu.

Kasabadaki Küçük Mucizeler

Zeytin fidanı, çocuklar için sadece bir ağaç değildi. Aynı zamanda savaşın yarattığı boşlukları dolduran bir umut sembolüydü. Lina, fidanın etrafında koştururken gülüyordu; Yusuf ve Elif de dallarını okşayıp geleceğe dair hayaller kuruyorlardı.

Kasabadaki diğer çocuklar da bu dayanışmaya katıldı. Fidanın yanında küçük bir oyun alanı kuruldu, sınıfta “barış ve dostluk köşesi” oluşturuldu. Her gün birkaç dakika burada oturup hikâyeler anlatıyor, birbirlerine umut veriyorlardı.

Barış ve Gelecek

Kemal Bey, Filistin’den dönüp çocukların yanında olduğunda, gözleri dolmuştu. “Ben orada yaraları sardım,” dedi, “ama siz burada kalpleri onarmışsınız.” Elif ve Yusuf gülümseyerek fidanın dallarına baktılar. Zamanla Kardeşlik Ağacı, kasabanın en özel yeri oldu. Çocuklar, her gün onun gölgesinde buluşuyor, birbirlerine umut ve sevgi aşılıyordu.

Savaşın izleri geçmişte kalmıştı, ama dostluk ve kardeşlik her geçen gün büyüyordu. Elif, Yusuf ve Lina artık sadece kendi hayatlarını değil, çevresindeki çocukların da hayatını güzelleştirebileceklerinin farkındaydı. Ve böylece küçük bir kasabada, büyük bir barış hikayesi filizlenmişti.